Bazı tablolar vardır, anlatılmaz-kendini ele verir.
Ergene Belediyesi’ne ilişkin son denetim bulgularına yansıyan tespitler de tam olarak böyle bir tabloyu işaret ediyor. Sayfalar dolusu teknik ifade, mevzuat atfı, hesap kalemi…
Ama hepsini tek bir cümle özetliyor:
Karar başka yerde, sorumluluk başka yerde.
Milyonluk İşlem, Mikro İmza
Denetim tespitlerine göre ortada milyonluk bir kamu zararı var. Rakam büyük, dosya ağır.
Peki bu sürecin altında kimin imzası var?
Saha personeli. Teknik kadro. İdari uzmanlık alanı dışında görev yapan çalışanlar.
Burada bir hüküm vermeden şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu bir zorunluluk mu, yoksa tercih edilen bir işleyiş mi?
Liyakat Nerede Başlar, Nerede Biter?
Kamu yönetimi basit bir dengeye dayanır: Yetki + Sorumluluk = Hesap Verebilirlik
Ancak denetim bulgularına yansıyan tablo, bu dengenin her durumda aynı şekilde kurulmadığını düşündürüyor:
- Yetki yukarıda,
- İmza aşağıda,
- Sorumluluk en aşağıda.
Bu yalnızca teknik bir mesele değil; yönetim anlayışının nasıl şekillendiğine dair bir tartışma.
“Karar Bizde Değildi” İfadesi
Denetim sürecine yansıyan savunmalarda dikkat çekici bir çerçeve var. Süreçte yer alan bazı personel, görevlerinin teknik ve idari işlemlerle sınırlı olduğunu; karar ve planlama aşamasında belirleyici olmadıklarını ifade ediyor.

Başka bir deyişle: “İmza bizde, karar başka yerde” diyen bir tablo ortaya çıkıyor.
Ancak yürürlükteki mali sorumluluk ilkesi açık: İmza atan kişi, işlemin mevzuata uygunluğundan sorumlu kabul ediliyor.
İşte tam bu noktada temel soru doğuyor:
Karar mekanizmasında belirleyici olmadığı ifade edilen bir kadro, nasıl oluyor da sürecin mali sorumluluğunu üstlenmiş sayılıyor?
Aynı Hikaye, Farklı Dosya
Aynı denetim dönemine ait farklı bir bulguda da benzer bir yapı görülüyor.
Daha düşük tutarlı bir işlem… Ama sorumluluk dağılımı yine benzer. Farklı dosyalar, benzer imza yapıları.
Bu durum, doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:
Bu bir istisna mı, yoksa tekrar eden bir uygulama mı?
Sistem mi, Kaza mı?
Eğer;
- Mevzuat bilgisi yüksek kadrolar süreç dışında kalıyorsa,
- Kritik imzalar farklı görev tanımlarına sahip personele yöneliyorsa,
- Ve ortaya çıkan zararlar imza sahipleri üzerinden tanımlanıyorsa…
Ortada yalnızca tekil bir hata değil, işleyiş biçimine dair bir tartışma alanı oluşur.
Bu tablo, sorumluluğun nasıl dağıtıldığına dair ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Son Söz Değil, Son Soru
Birileri karar veriyor, birileri imza atıyor ve mevcut mevzuat çerçevesinde imza sahibi sorumlu tutuluyor.
Peki bu denklemde, karar ile sorumluluk gerçekten aynı noktada mı buluşuyor?
Bu soru yanıt bulmadan, ne liyakat tartışması kapanır ne de kamu vicdanı rahatlar.